‘‘Güllü Avrupa’da Doğsaydı…”
- Ceren Selin ARI
- 23 Eki 2025
- 4 dakikada okunur

Bir Şarkının Sonsuzluğu: Avrupa’da Telif Hakları ve SABAM’ın Dijital Miras Düzeni
Bir sanatçının sesi sustuğunda, gerçekten de sessizlik mi başlar? Yoksa o ses, dijital dalgalarla yaşamaya devam eder mi?Bugün artık hepimizin cebinde taşıdığı bir müzik arşivi var. Spotify’da, YouTube’da, Apple Müzik’te… Milyonlarca şarkı, milyonlarca hikaye. Ama bir sanatçı hayata veda ettiğinde, bu dijital dünyada onun sesi yaşamaya devam ederken gelirler kime gider? İşte Avrupa’da bu sorunun cevabı SABAM kurumunda gizli.
Belçika’nın kalbinde, yüz yılı aşkın bir süredir sanatçıların emeğini koruyan bir kurum var: SABAM 1922’de kurulan bu kuruluş, bestecilerden yazarlara, senaristlerden ressamlara kadar on binlerce sanatçının haklarını takip ediyor.Bugün SABAM’ın 48.000’den fazla üyesi bulunuyor ve her yıl 130 milyon eurodan fazla telif geliri sanatçılara dağıtılıyor. Bu rakam sadece bir sayı değil sanatın sürdürülebilirliğinin garantisi.
Bir sanatçı bir şarkı yayınladığında SABAM, o eserin dünyanın dört bir yanında kaç kez çalındığını, dinlendiğini, paylaşıldığını titizlikle takip ediyor. Spotify’da bir dinleme, YouTube’da bir tıklama, bir konser yayınında duyulan birkaç nota bile kayıt altına alınıyor. Her dinlenme bir iz bırakıyor; SABAM bu izleri gelir akışına dönüştürüyor.
Sanatçının Ardından Dijital Dünyada Miras Devam Ediyor
Avrupa Birliği’nde bir sanatçının telif hakları, ölümünden sonra 70 yıl boyunca geçerliliğini koruyor.Yani bir sanatçı hayata gözlerini yummuş olsa da, eserleri yaşamaya devam ediyor ve o eserlerden elde edilen gelirler mirasçılarına aktarılıyor.
SABAM bu süreci adeta bir saat mekanizması gibi işletiyor. Sanatçının ölümünden sonra ailesi veya belirlediği varisler SABAM’a başvuruyor, ardından dijital platformlardan gelen tüm gelirler ister Spotify’dan, ister YouTube’dan, ister uluslararası konser kayıtlarından olsun düzenli şekilde mirasçılara aktarılıyor.

Dijital Platformların Yeni Ekonomisi
Dijital çağ, müziğin üretim ve tüketim biçimini tamamen değiştirdi. Artık bir şarkı yalnızca plaklardan ya da CD’lerden değil, dijital akışlardan kazanıyor. Ancak her “stream” gelirinin payı küçük olsa da SABAM bu mikro gelirleri bir araya getirerek sanatçılar için somut bir ekonomik güç yaratıyor.
Ortalama bir dijital gelir paylaşımında, gelirin yalnızca %15’i besteci ve söz yazarına ulaşıyor. Ancak SABAM, uluslararası lisans anlaşmaları sayesinde bu küçük payların bile kaybolmadan toplanmasını sağlıyor.Böylece bir sanatçının YouTube’da izlenen eski bir videosu, ölümünden onlarca yıl sonra bile çocuklarına ya da torunlarına gelir sağlamaya devam edebiliyor.
Üyelik Süreci: Sanatçıdan Sisteme
SABAM’a üye olmak, sadece bir form doldurmakla bitmiyor.Sanatçının özgün eserlerini belgeleyebilmesi, kimlik doğrulaması yapması ve müzik, görsel sanat veya edebiyat gibi alanlardan birinde aktif üretimde bulunması gerekiyor.Üyelik onaylandıktan sonra, SABAM sanatçının tüm eserlerini kayıt altına alıyor ve bu eserlerin kullanımını dünya genelinde lisanslı şekilde izliyor.
Gelirler, genellikle yılda birkaç periyot halinde sanatçılara veya mirasçılarına aktarılıyor.Sanatçılar SABAM’ın çevrimiçi portalı üzerinden hangi eserlerinin nerelerde kullanıldığını, ne kadar gelir elde ettiklerini detaylı olarak görebiliyor.Ancak bazı sanatçılar, “geciken ödemeler” ve “hesaplamaların karmaşıklığı” gibi konularda zaman zaman kurumdan şikayetçi oluyor.
Sistemin Eleştirilen Yönleri
SABAM uzun yıllar boyunca, şeffaflık eksikliği ve dağıtım süreçlerindeki gecikmeler nedeniyle eleştirilmiş bir kurum.Örneğin 2018’de bazı bağımsız sanatçılar, telif ödemelerinin aylarca geciktiğini ve sistemin özellikle küçük üreticiler için yavaş işlediğini dile getirdi.Ayrıca bazı eleştirmenler, SABAM’ın karar alma süreçlerinin “fazla bürokratik” olduğunu ve dijital çağın hızına ayak uydurmakta zorlandığını belirtiyor.
Kuruluş ise son yıllarda bu sorunları gidermek amacıyla dijitalleşme yatırımlarına hız verdi.Yeni lisanslama sistemleri, blockchain tabanlı veri takibi ve otomatik telif dağıtımı gibi adımlar, SABAM’ı Avrupa’daki en modern telif kurumlarından biri haline getirmeyi hedefliyor.
Bir Emeğin Zamana Direnişi
SABAM’ı özel kılan şey ise sadece sistematik bir telif yönetimi değil; aynı zamanda sanatın zamana karşı korunduğu bir adalet duygusu yaratması.Bir sanatçı için “ölüm” artık bir son değil, eserlerinin yeni bir yolculuğunun başlangıcı. Dijital miras kavramı, modern dünyanın sanatçılara sunduğu en insani güvencelerden biri haline geliyor:
Belki de bu yüzden, Avrupa’daki müzik endüstrisinde sanatçılar sadece şarkı söylemiyor; aynı zamanda gelecek kuşaklara bir miras bırakıyorlar.Bir melodi sustuğunda bile, telif hakkı sistemi sayesinde o melodi yaşamaya devam ediyor.
‘‘Güllü Belçika’da Doğsaydı…”Geçtiğimiz ay, Türkiye’nin en tanınan seslerinden biri olan Güllü, talihsiz bir şekilde hayatını kaybetti. Oysa onu tanımayan neredeyse yoktu. Düğünlerde, televizyonlarda, minibüs radyolarında… sesi hep bir yerden yükselirdi.Ama ne acıdır ki, ün ve refah onun hayatında hiçbir zaman yan yana gelemedi.
Güllü, 90’ların o parıltılı ama kırılgan sahne dünyasında büyüdü. Albümleri çok sattı, şarkıları dillerden düşmedi.Ancak o dönemde sanatçılar sadece “tanınır” oluyordu; “hak sahibi” değil.Eserlerinden kazanılan gelirlerin büyük bir kısmı prodüktörlerin, yapımcıların, televizyonların kasasına girerken; sanatçının eline kalan çoğu zaman yalnızca alkıştı.Oysa alkış ne fatura öderdi, ne de çocuklarının geleceğini güvence altına alırdı.
Şimdi düşünelim…Güllü Belçika’da doğsaydı?Aynı ses, aynı yetenek, aynı azimle büyüseydi ama bir farkla: haklarını koruyan bir sistemin içinde…Orada, SABAM gibi telif haklarını titizlikle takip eden bir kuruluş, onun eserlerinden elde edilen her geliri kayıt altına alırdı.Bir şarkısı radyoda çaldığında, bir konser videosu internette izlendiğinde, o kazancın bir kısmı doğrudan onun hesabına aktarılırdı.Güllü’nün sesi sustuğunda bile, sistem onun yerine konuşurdu.Ve o sistem, çocuklarının yarınını da korurdu.
Belçika’da bir Güllü, belki de Brüksel’in taş sokaklarında kendi müzik stüdyosunu açardı.Konserden kazandığı parayla yeni yetenekleri destekler, müziğin kadınlara da özgürce ait olabileceğini gösterirdi.Kayıt haklarını bir avuç yapımcı değil, hukukla güvence altına alınmış bir topluluk korurdu.Ve o “şarkı söyleyen kadın”, yalnızca bir ses değil; kendi emeğinin de sahibiydi.
Ama Güllü Türkiye’de doğdu. Burada şarkı söylemek bazen yaşamak için çabalamak demekti. Telif, miras, hak çoğu zaman sadece sözlükteki kelimelerdi, şimdi geriye sadece sesi kaldı: Bir dönemin en güçlü kadın seslerinden birinin, sistem tarafından yavaş yavaş sessizleştirilen yankısı.
Belki de Güllü’nün hikâyesi, sadece bir sanatçının değil, bir sistemin sessizliğinin hikâyesidir. Belki Güllü Belçika’da doğsaydı, bugün onun çocukları annelerinin şarkılarını sadece müzik platformlarında dinlemiyor, telif gelirleriyle yaşamlarını sürdürüyor olacaktı.Ama o Türkiye’de doğdu.Ve biz hâlâ sanatın değerini alkışla ölçmeye devam ediyoruz oysa gerçek değer, sustuktan sonra da yaşatabilmekte.







Yorumlar