Fıçıda Demlenmiş Bir Kimlik: Aylin Fastenau

Brussels Crow | 24.06.2026 | By Kenan Erer

Bir hariciyeci ailenin çocuğu olarak farklı ülkeler, diller ve kültürler arasında büyüyen Aylin Fastenau, bugün Brüksel’in en özgün mekânlarından birinin arkasındaki isim. Şehrin ilk kombine bira ve damıtık içki atölyesi Tipsy Tribe Brussels’ın kurucusu olan Fastenau ile; kök salmadan yaşamanın insana ne öğrettiğini, özgürlüğün yıllar içinde nasıl biçim değiştirdiğini ve “olgunlaşmak” denen şeyin aslında neye benzediğini konuştuk. Bu sohbet, biraz Brüksel, biraz göçebelik, biraz da insanın kendine ait bir yer kurma çabası üzerine.
Kenan ERER: Modern kimlik tanımı çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor; fakat aklımda kalan tanımlardan biri "sürekli inşa edilen bir proje" — kimlik, sabit bir zemine değil, seçimlere dayalı. Bir diplomat çocuğu olarak çocukluğunuzda belki onlarca yerde "misafir" oldunuz. Bu deneyim kimliğinizi bir yük mü yoksa bir özgürlük alanı mı hâline getirdi?
Aylin Fastenau:
Bir hariciyeci çocuğu olarak ailemle birlikte birçok ülkede yaşama fırsatım oldu. Çocukken bu sürekli taşınma ve okul değiştirme hali beni çok üzen bir durumdu; fakat şimdi geriye dönüp baktığımda bunun olumlu yönlerini daha çok takdir ediyorum. Farklı kültürlere uyum ve empati kurabilme açısından bana çok katkısı oldu. Bu da bugünkü küresel çağda, hem kişisel ilişkilerde hem iş hayatında bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor.
✦
Kenan ERER: Bugün kendinizi bir kimlik kategorisine — Türk, Belçikalı, Avrupalı — yerleştirme ihtiyacı hissediyor musunuz, yoksa bu kategorilerin dışında mı kalıyorsunuz?
Aylin Fastenau:
İhtiyaç duymuyorum, ama yeri geldiğinde kendimi kategorize ediyorum. Bunlar bana göre birbirini dışlayan tanımlamalar değil. Hatta bunların de ötesinde başka kategorilere de koyuyorum kendimi: kimi zaman bir anne, kimi zaman bir kedisever, kimi zaman işinsanı olarak tanımlıyorum.
Hayat bir kitap gibi, farklı bölümlerden oluşuyor. Şu an Belçika bölümündeyim. İleride Türkiye bölümü tekrar karşıma çıkabilir.
Kenan ERER: OECD verilerine göre 2013'ten bu yana Türkiye'den Avrupa'ya giden yüksek eğitimli göçmen sayısı üç katına çıktı. Sizin kararınızı bu "beyin göçü" anlatısına yerleştirmek doğru olur mu?
Aylin Fastenau:
Ben klasik beyin göçü kalıbına pek uymuyorum, çünkü hariciyeci kızı olarak hep bir ayağım Türkiye'de bir ayağım da yurt dışındaydı. Ama tabii Türk olmak hep kimliğimin bir parçasıydı ve öyle olmaya devam ediyor.
Kenan ERER: Belçika'ya yerleşme kararı bir "an" mıydı, yoksa yıllarca bekleyen, demlenmeyi bekleyen sessiz bir birikmişlik hali mi?
Aylin Fastenau:
Demlenmeyi bekleyen sessiz bir birikmişlik. Buraları bana yabancı değil — anaokulundan ilkokul ikiye kadar Belçika'da yaşadım.
Kenan ERER: Brüksel'de bira ve viski üretimi bence sadece bir girişimcilik hikâyesi değil; halihazırda güçlü bir bira kültürüne sahip bu coğrafyada yeni bir kategori açmak demek. "Dışarıdan gelen gözün" bu kararda ne kadar payı var?
Aylin Fastenau:
Çılgınlık mı yoksa boşlukları görebilmek mi, tartışılır. Farklı kültürler görmüş bir kurucu ekibimiz var — eşim diğer kurucu, kendisi Amerikalı-Belçikalı ve o da benim gibi farklı ülkelerde yaşamış. Diğer üreticilerden çok farklıyız ve biz bu farklılığı sonuna kadar benimsiyoruz. "Japanese IPA", "bourbon barrel aged quadrupel" veya "Thai Mango Blonde" gibi yaratıcı bira tarzları üretiyoruz. Ama yeri geldiğinde lager veya tripel gibi daha geleneksel tarzlara da dönüyoruz.
Kenan ERER: Türkiye'de alkol sektörü hem vergi baskısı hem kültürel-siyasi gerilimler açısından giderek daralan bir alan. Benzer bir hayali Türkiye'de gerçekleştirmek mümkün mü?
Aylin Fastenau:
Bilinçli bir hesap değildi. Bira ve içki üretimine geçmeden önce de eşimle birlikte Belçika'daydık. Türkiye'de de bir ayağımızın olmasını tabii ki arzu ederiz. Yakın dönemde oradaki bir kraft bira üreticisiyle irtibata geçtik, ancak alkol üretim kuralları buraya nazaran daha katı olduğu için işbirliği hayalini şimdilik bir kenara koyduk. Koşullar değişirse seve seve çalışırız. Bu arada Belçika'da her alkol üretimi için koşullar da aynı değil — damıtılmış içki için vergiler çok yüksek ve kurallar çok katı, bira için ise çok daha esnek. Brüksel'de, tek çatı altında hem bira üretimi hem distilasyon yapan tek müesseseyiz. Cin, votka, viski, hatta rakı üretiyoruz — ve bu yabancılığı ön plana çıkarıyoruz.
✦
Kenan ERER: Brüksel, Avrupalı kimliğin en karmaşık yaşandığı şehirlerden biri. Bu şehirde "ait hissetmek" ne anlama geliyor? Brüksel'i gerçekten sevdiniz mi, yoksa size bir platform mu sundu?
Aylin Fastenau:
Brüksel'i seviyorum ve kendimi buraya ait hissediyorum. Birçok insan — hatta çoğunluk — benim gibi buraya "misafir" olarak gelip sonra bir şekilde burada hayat kuruyor. Burayı cazip kılan faktörlerden biri tam da bu: çok uluslararası olması.
Kenan ERER: Son dönemde Türkiye'deki genç nesil için "sınırsız dünya vatandaşlığı" ile "köksüzlük" arasındaki gerilim giderek büyüyor. Kendi çocuklarınıza ya da çevrenize hangi referans noktasını tavsiye edersiniz?
Aylin Fastenau:
Hem köklerimizi benimseyip hem de yeni kültürleri kucaklamak. Çocuklarımla da buna gayret ediyorum — anadili düzeyinde Türkçe öğretmek, Türkçe kitaplar okumak, şarkılar söylemek, yılda birkaç kez Türkiye'ye gitmek konusunda özen gösteriyorum. Buna karşın onlarla birlikte Tintin de okuyoruz, Thanksgiving de kutluyoruz.
Kenan ERER: Tipsy Tribe'ı inşa ederken belki farkında olmadan bir "miras" yaratıyorsunuz. Nasıl hatırlanmak istersiniz?
Aylin Fastenau:
Dürüst, yaratıcı ve yüksek kaliteli biralar ve içkiler üreten bir müessese olarak hatırlanmak isteriz.
Kenan ERER: Viski, bira, rakı, şarap gibi içkiler olgunlaşmak için zamana ihtiyaç duyar — fıçıda ne kadar beklerseniz o kadar derin bir karakter kazanır. Kendi yolculuğunuza bakınca, sizi olgunlaştıran en uzun "bekleme" hangisiydi?
Aylin Fastenau:
Öncelikle anne olmak. İkincisi de kendi işimi kurmak. İkisinin de bende çok derin etkisi oldu. İkisi de büyük sabır, fedakârlık ve sorumluluk gerektiren rollerdir.



Yorumlar