top of page

Brüksel'den Dünyaya: Avrupa'nın Nükleer Yapay Zekâsında Bir Türk Mühendis : İlker Makine

Yazarın fotoğrafı: Kenan Erer
Kenan Erer
23 Tem
7 dakikada okunur

Brussels Crow | 23.07.2026 | By Kenan Erer



Yıllar önce, İlker Makine henüz kariyerinin başındayken Brüksel'de Place Luxembourg'da bir kahve içip uzun uzun sohbet etme fırsatı bulmuştuk. O gün beni en çok etkileyen şey sadece sahip olduğu teknik bilgi değil; bitmek bilmeyen merakı, çalışkanlığı ve farklı fikirlere açık yaklaşımıydı. Daha yolun başında olmasına rağmen, geleceğe dair net bir vizyonu olan genç bir mühendis profili çiziyordu.

Aradan yıllar geçti. Bugün onu, Avrupa'nın en kritik ve en yüksek sorumluluk gerektiren alanlarından biri olan nükleer atık yönetiminde yapay zekâ entegrasyonunu yöneten bir pozisyonda görmek, doğrusu beni hem gururlandırıyor hem de heyecanlandırıyor.


Çünkü bu başarı yalnızca bireysel bir kariyer hikâyesi değil; aynı zamanda Avrupa'da yetişen genç Türk profesyonellerin, bilimin ve teknolojinin en stratejik alanlarında nasıl söz sahibi olabileceklerini gösteren güçlü bir örnek.

Brüksel'de yaşayan bir gazeteci olarak yıllardır Avrupa kurumlarında, akademide ve özel sektörde birçok başarılı Türk profesyonelle karşılaştım. Ancak İlker Makine'nin hikâyesi, özellikle yeni nesiller için ayrı bir anlam taşıyor. Bugün yapay zekâ çoğu zaman ChatGPT, Claude, gibi günlük araçlarla anılıyor. Oysa onun çalıştığı alan, yapay zekânın insan hayatını, çevreyi ve gelecek nesilleri ilgilendiren kritik karar süreçlerinde nasıl güvenilir biçimde kullanılabileceğine odaklanıyor.

Bu röportajı yalnızca yapay zekâyı konuşmak için değil; vizyonun, disiplinli çalışmanın ve uluslararası ölçekte değer üretebilmenin nasıl mümkün olduğunu göstermek için gerçekleştirdik. Umarım Avrupa'da yaşayan Türk gençleri bu söyleşide kendilerinden bir parça bulur ve hayallerini biraz daha büyütme cesareti kazanırlar.


1. Merhaba İlker, ONDRAF/NIRAS'taki rolünüz tam olarak nedir? Palantir'in çalışma modeliyle bir benzerlik kurmak gerekirse, ONDRAF/NIRAS'ı "Belçika'nın Palantir'i" olarak tanımlamak doğru olur mu?


Ben fiziksel mühendislik kökenli, nükleer mühendislik ve uygulamalı veri bilimi alanında uzmanlaşmış bir mühendisim. Bugün Belçika'nın radyoaktif atık yönetiminden sorumlu ulusal kurumu olan ONDRAF/NIRAS'ta yapay zekâ entegrasyonunu yürütüyorum.


"Forward Deployed" ifadesi işin özünü çok güzel anlatıyor. Ben bir laboratuvarda soyut modeller geliştirip "buyrun kullanın" demiyorum. Doğrudan sahanın uzmanlarının yanında, onların gerçek günlük problemlerinin içinde çalışıyorum ve bu problemleri yapay zekâ ile çözülebilir hale getiriyorum.

Palantir benzetmesine gelince, iltifat olarak alıyorum ama dürüst olmak gerekirse kurumsal düzeyde tam doğru değil. ONDRAF bir yazılım şirketi değil, nesiller boyu güvenli atık yönetiminden sorumlu bir kamu kurumu. Yine de benzerliğin gerçek olduğu bir nokta var. "Forward Deployed Engineer" kavramı zaten Palantir'in çalışma modelinden geliyor. Yani şirketi değil ama o çalışma felsefesini, mühendisi problemin tam merkezine yerleştirme yaklaşımını Belçika'nın nükleer sektörüne taşıdığımızı söyleyebiliriz. "Belçika'nın Palantir'i" demek yerine, "nükleer sektörde Palantir mantığıyla çalışan bir ekip" demek daha doğru olur.


2. Halk yapay zekâyı genellikle ChatGPT ile özdeşleştiriyor. Sizin işiniz bunun çok ötesinde. Somut olarak ne tür projeler üzerinde çalışıyorsunuz?


ChatGPT buzdağının sadece görünen, en cazip kısmı. Bizim çalıştığımız projeler çok daha az gösterişli ama bir o kadar kritik. Mesela on yıllardır biriken binlerce teknik döküman içinde doğru bilgiyi güvenilir şekilde bulup getiren yapay zekâ sistemleri kuruyoruz.

Radyoaktif atıkların içeriğini istatistiksel olarak karakterize eden modeller geliştiriyoruz; yani hangi maddenin ne kadar bulunduğunu belirsizliğiyle birlikte tahmin eden sistemler. Yüzlerce sayfalık düzenleyici dosyaları otomatik özetleyen, hatta bir metnin yapay zekâ tarafından mı yazıldığını tespit eden araçlar üzerinde çalışıyoruz.

Yani bizim işimiz "sohbet eden bir yapay zekâ" değil. Ölçülebilir, izlenebilir ve denetlenebilir kararları destekleyen sistemler. Bir cevabın kulağa güzel gelmesi yetmez; o cevabın nereden geldiğini ve neden doğru olduğunu kanıtlayabilmeniz gerekir.


3. Yakın zamanda Brüksel'deki "Off the Radar" etkinliğine katıldınız. Bu konferansın konsepti nedir ve neden yapay zekâ ekosistemi için önemli bir buluşma noktası haline geldi?


Off the Radar'ı özel kılan şey, klasik teknoloji konferanslarının cilalı sahne şovundan uzak olması. İsmi de bunu yansıtıyor: "radarın dışında", yani gürültünün ve pazarlama dilinin biraz daha azaldığı bir ortam. Burada sektörün gerçekten işin içinde olan insanları, yani kurucular, araştırmacılar ve sahada uygulama yapanlar bir araya geliyor ve çok daha samimi, çok daha dürüst konuşmalar oluyor.

Önemli bir buluşma noktası haline gelmesinin sebebi de bu. Brüksel, Avrupa'nın düzenleme başkenti; yapay zekâ yasasının doğduğu yer. Dolayısıyla teknolojiyi geliştiren insanlarla onu gerçek sektörlerde uygulayan ve düzenleyen insanların aynı odada buluşması burada çok daha doğal. Avrupa'da yapay zekânın geleceği sadece San Francisco'da değil, işte bu tür ortamlarda da şekilleniyor.


4. OpenAI, Anthropic, Google DeepMind, ElevenLabs ve AWS gibi şirketler oradaydı. Sizce bu edisyondan öne çıkan başlıca mesajlar neler oldu?


Birkaç ortak tema vardı. Birincisi, sektörün ağırlık merkezi artık sadece "daha güçlü model yapmaktan", "o modeli gerçek hayatta nasıl güvenilir biçimde çalıştırırız" sorusuna kaymış durumda. İkincisi, "yapay zekâ ajanı" kavramı neredeyse her sunumun merkezindeydi; yani yapay zekânın sadece cevap veren bir araç olmaktan çıkıp görev yürüten bir asistana dönüşmesi.


Benim için en önemli mesaj şuydu: güven ve güvenlik artık bir "ek özellik" değil, asıl ürünün kendisi haline geliyor. Özellikle sağlık, finans, savunma ve nükleer gibi hassas sektörlerde bir modelin ne kadar zeki olduğu değil, ne kadar güvenilir ve hesap verebilir olduğu belirleyici. Avrupa'nın gerçek fırsatı da tam burada yatıyor diye düşünüyorum.

5. Özellikle Anthropic'in sunumunu beğenmişsiniz. Bu konuşmada sizi en çok etkileyen ne oldu?


Anthropic'in yaklaşımındaki dürüstlük beni en çok etkileyen şey oldu. Çoğu şirket "bizim modelimiz şunu da yapıyor, bunu da yapıyor" derken, onlar bir adım geri atıp "peki bu modeller içeride aslında nasıl çalışıyor, neyi henüz bilmiyoruz?" sorusunu soruyorlar.

Güvenliği sonradan eklenen bir pazarlama katmanı olarak değil, işin temeli olarak konumlandırmaları benim kendi çalışma felsefemle birebir örtüşüyor.

Benim sahamda da aynı mantık geçerli. Bir model size bir cevap veriyorsa, o cevabın neden öyle olduğunu ve nerede hata yapabileceğini bilmeden onu kritik bir karara dayanak yapamazsınız. Anthropic'in bu "önce anla, sonra dağıt" tavrı, herkesin yapay zekânın gücünden bahsettiği bir ortamda gerçekten dinlendirici bir olgunluk hissi veriyordu.


6. Bugünlerde "AI Agents"tan çok söz ediliyor. Bunun ne olduğunu ve neden bu kadar ilgi çektiğini basitçe açıklayabilir misiniz?


En basit haliyle şöyle anlatayım. Klasik bir yapay zekâya bir soru sorarsınız, o da size cevap verir; tıpkı bir danışman gibi. Bir yapay zekâ ajanı ise danışman değil, asistandır. Ona bir hedef verirsiniz, mesela "şu raporu hazırla" ya da "şu verileri analiz et ve bana bir özet çıkar" dersiniz. O da bu hedefe ulaşmak için kendi adımlarını planlar, gerekli araçları kullanır, sonucu kontrol eder ve gerekirse tekrar dener.

Bu kadar ilgi çekmesinin sebebi şu: cevap veren bir yapay zekâ size zaman kazandırır, ama görev yürüten bir yapay zekâ işin bir kısmını doğrudan üstlenebilir. Tabii bu güç beraberinde sorumluluk de getiriyor. Bir asistana özerklik verdiğinizde, hata yaptığında ne olacağını ve nerede durması gerektiğini de çok iyi tasarlamanız gerekiyor. Benim alanımda kontrolsüz özerklik diye bir lüks yok.


7. Yapay zekâyı radyoaktif atık yönetimi gibi son derece hassas bir alanda uyguluyorsunuz. Bu kadar kritik bir ortamda yapay zekâ devreye alırken başlıca zorluklar neler?


En büyük zorluk şu cümlede özetlenebilir: bizim sektörümüzde "muhtemelen doğru" yeterli değil. Bir yapay zekâ modeli yüzde 95 doğrulukla çalışabilir ve bu birçok sektör için harikadır. Ama biz, alınan kararların yüzlerce yıl boyunca güvenli olması gereken bir alandayız. Dolayısıyla asıl mesele modelin ne kadar iyi olduğu değil, hata yaptığında bunu fark edip kanıtlayabiliyor muyuz olmasıdır.

Üç temel zorluk var. Birincisi izlenebilirlik: her sonucun nereden geldiğini ve hangi veriye dayandığını belgeleyebilmemiz gerekiyor. İkincisi, dil modellerinin kendinden emin bir şekilde yanlış bilgi üretme riski; bu bizim için kabul edilemez bir risk olduğu için sistemleri buna karşı tasarlıyoruz. Üçüncüsü ise düzenleyici savunulabilirlik: denetleyici kurumların karşısına çıkıp "bu sonuca şu yöntemle, şu sınırlar içinde ulaştık" diyebilmek gerekiyor. Yani benim işimde yapay zekâyı uygulamak kadar, sınırlarını dürüstçe belgelemek de işin yarısı.


8. Sizce bugün yapay zekâ hakkında, hem halk hem de şirketler nezdinde, en yaygın yanlış inanışlar neler?


Halk tarafında en yaygın yanılgı iki uçtan birine savrulmak. Ya yapay zekâ her şeyi çözecek sihirli bir güç olarak görülüyor, ya da yakında herkesin işini elinden alacak bir tehdit olarak. Gerçek bu ikisinin arasında, çok daha sıradan bir yerde duruyor: yapay zekâ son derece güçlü ama dar bir araç. İnsanın yargısının yerini almıyor, onu güçlendiriyor.

Şirketler tarafında ise en sık gördüğüm yanılgı şu: yapay zekâyı bir ürün satın alma meselesi sanmak. "Bir araç alalım, kurulsun, sorun çözülsün" diye düşünülüyor. Oysa asıl iş veride, süreçlerde ve yönetimde. Düzgün yönetilmeyen veriniz varsa dünyanın en iyi modelini de alsanız sonuç hayal kırıklığı olur. Ben her zaman şunu söylüyorum: bir yapay zekâ projesi aslında bir veri ve yönetişim projesidir, model en son gelen kısımdır. İkinci yaygın hata da gereksiz karmaşıklığa âşık olmak. Çoğu zaman basit ve denetlenebilir bir çözüm, gösterişli ama kimsenin anlamadığı bir çözümden çok daha değerlidir.


9. Off the Radar'da sunulanların ışığında, önümüzdeki üç-beş yılda günlük hayatımızı dönüştürebilecek yenilikler neler olabilir?


Bence en büyük dönüşüm gösterişli "vay be" anlarından çok, sessizce arka planda yaşanacak. Üç-beş yıl içinde, bugün saatlerimizi alan birçok idari işi bizim adımıza yürüten kişisel yapay zekâ asistanları sıradanlaşacak. Randevu ayarlamaktan dökümanları derlemeye, karmaşık formları doldurmaya kadar pek çok şeyi onlar halledecek.

Tıpkı bugün arama motoru olmadan bir günümüzü hayal edemediğimiz gibi.

Ses teknolojisi de çok hızlı olgunlaşıyor. Dil bariyerlerinin gerçek zamanlı olarak erimesi ya da görme engelliler için dünyayı sesli betimleyen araçlar gibi gerçek erişilebilirlik sıçramaları göreceğiz. Ama benim asıl heyecanlandığım kısım, sağlık, hukuk ve enerji gibi hassas sektörlerde uzmanların yükünü hafifleten güvenilir yapay zekânın yaygınlaşması. Buradaki asıl devrim teknolojinin kendisi değil, ona nihayet kritik kararlarda güvenebilecek olmamız olacak.


10. Yapay zekâ alanında kariyer yapmak isteyen gençler için, önümüzdeki yıllarda gerçekten fark yaratacak yetkinlikler neler?


Şaşırtıcı gelebilir ama en kalıcı yetkinlik teknik değil: net düşünme ve bir problemi doğru tanımlama yeteneği.

Araçlar her altı ayda bir değişiyor; bugün öğrendiğiniz bir teknoloji iki yıl sonra eskimiş olabilir. Ama bir problemi parçalarına ayırma, doğru soruyu sorma ve bir çözümün nerede işe yarayıp nerede yaramayacağını görme becerisi asla eskimiyor.

Teknik tarafta ise üç temel öneririm. Birincisi sağlam bir matematik ve istatistik temeli, çünkü yapay zekânın özü budur, sihir değildir. İkincisi gerçek veriyle çalışma deneyimi, çünkü dünya tertemiz veri setlerinden ibaret değil. Üçüncüsü ise bir alan uzmanlığı. Bugün sadece yapay zekâ bilen çok insan var, ama yapay zekâyı bir sektörün gerçek problemleriyle birleştirebilen insan az. Ben gençlere hep şunu söylüyorum: bir alana derinlemesine ilgi duyun, ister nükleer olsun ister hukuk ister sağlık, ve yapay zekâyı o alana taşıyan kişi siz olun. Asıl değer kesişimde yatıyor.


11. (Sonuç) Bu Off the Radar edisyonunun ruhunu tek bir fikir ya da tek bir mesajla özetlemeniz gerekseydi, hangisini seçerdiniz?


Tek cümleyle şöyle derdim:

"Yapay zekânın geleceği, en büyük modeli yapanların değil, ona en çok güvenilebilir hale getirenlerin elinde olacak."

Bu edisyonun bana hissettirdiği şey, sektörün gösteriş aşamasından olgunluk aşamasına geçtiğiydi. Artık "ne kadar etkileyici" değil, "ne kadar güvenilir, ne kadar sorumlu ve gerçek dünyada ne işe yarıyor" sorusu konuşuluyor. Ve Avrupa'nın, özellikle de Brüksel'in bu hikâyede oynayacağı çok gerçek bir rol var.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page